Empati Gücünüzü Kullanın: Üç Sandalye Tekniği

Hepimiz iletişimde bulunduğumuz insanların bakış açılarından olaylara bakıp yorum yapabilme kabiliyetimiz olduğunu düşünürüz. Ama aslında düşündüğümüz bu yeteneği, sorunlarımızın çözümünde pek kullanmayız.

İşte bunu ortaya çıkarabilmek için çok basit uygulayabileceğiniz bir yöntem önerebiliriz: Üç Sandalye Tekniği

Öncelikle üç tane sandalye alıyorsunuz. Bu sandalyelerden ikisi yüz yüze gelecek. Üçüncüsü yüz yüze gelen iki sandalye eşit uzaklıkta ve ikisini de görecek şekilde konumlanmalı.

Şimdi iletişimde sorun yaşadığınız ve anlamaya çalıştığınız bir insanı seçin. Bu kişi ile yaşadığınız sorunları, yaşadığınız bir olayı, çözüme kavuşturmak istediğiniz özel bir problemi düşünün.

  • Öncelikle “Ben” konumundan hareket edin ve bunun için bir birine karşılıklı bakan sandalyelerden birine oturun. Şu anda kendiniz olarak bakış açınızı, olaya veya olaylara bakış açınızı dile getirin. Bu konuda her hangi bir kalıba girmeden özgür olarak düşüncelerinizi sesli dile getirin.

“Ben” konumunda hiçbir şekilde karşınızdakinin düşüncesi ne olur? Ne düşünür? Diye düşünmeden sadece kendi değer yargılarınızı ve fikirlerinizi ifade edin.

 

  • İkinci adımda “Sen” yani “Öteki” konumundayız. Bu konumda sorun yaşadığımız ya da yaşadığımızı düşündüğümüz kişi oluyoruz. Tamamen o olduğumuzu varsayıyoruz. O kişi olarak artık sesli ve özgür olarak dile getirmemiz gerekiyor düşüncelerimizi. Bu konumda kesinlikle kendi düşüncelerinizden sıyrıldığınızı, öteki olan kişi ile özdeşleştiğinizi hayal edin. Her şeyi karşınızdakinin mantığı ve davranışı ile analiz edin ve söyleyin. Burada önemli olan karşıdakinin ne düşündüğünü tahmin etmek demek değildir. Tamamen o olarak düşünmektir.

 

  • Şimdi tamamen “Ben” ve “Sen” konumundan “Hakem” konumuna geçiyoruz. Bunun için her iki sandalyeyi karşıdan ve eşit mesafede gören üçüncü sandalyeye geçiyoruz. Bu konumda artık tamamen tarafsız ve objektif olan, olayla ve kişilerle hiçbir ilgisi olmayan “Hakem” pozisyonundaki bir insanın gözünden söylenen ve yaşanan olayları değerlendiriyoruz. İsterseniz bu kişi tarihi meşhur bir şahsiyet olabilir. Örneğin Hz. Süleyman, Edison veya bu dönem yaşayan birisi. Bu konumda “Ben” ve “Sen” konumundaki insanların davranış ve tutumları, olaylara bakış açıları kritik edilir. Bu konumda da özgürce ve objektif olarak analiz yapılır.

Örneğin; kocası ile iletişim sorunu olan bir bayanın bu tekniği uygulamaya çalıştığını düşünelim; İlk olarak bayan sandalyeye geçiyor;

Bayan: “Senin yeterince çocuklarla ilgilenmediğini görüyorum. Evin tüm işleri sırtımda. Çocuklar evi çok dağıtıyorlar ve işlerin ucundan tutup biraz sorumluluk almıyorlar. Bu konuda onları yönlendirmiyorsun. Onların eğitimini desteklemek için dışarıdan psikolojik destek de almamız lazım ama sen hiç oralı olmuyorsun. Hep fiyatların çok pahalı olduğunu ve gereksiz olduğunu söylüyorsun. Çocukların bu şekilde büyümesi beni çok üzüyor. Bu konuda bana hiç yardımcı olmuyorsun…”

Bu şekilde bayanın konuşmasını sürdürdüğünü düşünelim. Bittiğinde “Sen/Öteki” konumuna geçiyor. Bu konumda tamamen kocası olduğunu, tamamen o olarak konuştuğunu düşünüyor;

Koca: “Eve çok yorgun geliyorum. İşten de bir çok problem için arıyorlar. Projeleri yetiştirmeye çalışıyorum. Sen bir taraftan evin düzene girmesi için yardımcı olmadığımı düşünüyorsun ama elimden geldiğince yardım etmeye çalışıyorum. Çocukların sorumluluk alması konusunu konuşabiliriz. Ama sende her zaman iletişime açık olmuyorsun. Aşırı mükemmelliyetçi tavrın bazen işleri içinden çıkılmaz hale getiriyor. Sende yorgun olabilirsin ama işlerini gereksiz yere eve taşıyor ve çocuklarla ilgilenme fırsatını sende kaçırıyorsun. Gelişimlerini desteklemek için sürekli psikolojik destek alalım diyorsun. Çok getirisi olmayan bu desteğin, maliyet olarak çok götürüsü olacağını düşünmüyorsun…”

Şeklinde “Sen/Öteki” rolünde, bayanın ikinci sandalyede kocasının bakış açısı ile konuştuğunu düşünelim.

En son “Hakem” rolündeki üçüncü sandalyeye geçelim;

Hakem: “Buradan bakıldığında aslın çok ufak iş bölümleri ile evdeki işlerin düzene gireceği görülüyor. 80/20 kuralı var. Aslında işlerin temelde yüzde yirmilik kısmına odaklansanız yüzde seksenine denk geleceği için, burada avantaj yakalarsınız. Çocukların eğitimi ve gelişiminin desteklenmesi konusunda gerçekten ihtiyaç durumunda bunun olması gerektiğini ama psikologların da elinde sihirli bir değnek olmadığını bilmek lazım. Anne, Baba eğitimi ile ilgili kitaplar okuyup destek almanız gereken durumlarda almanız iyi olacaktır….”

Gibi tarafsız bir gözlemci olayları aktarabilir. Böylece iletişimdeki ayrıntılar ortaya çıkacaktır. Bu işlemler farkındalığı ortaya çıkarana kadar devam etmelidir. Döngüsel olarak bu tam çözüme ulaşana kadar bir kaç devir yapmanız mümkündür. Farkındalık oluşması durumunda çözüm için basit ve maliyetsiz bir uygulama olacaktır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir