Kendi Tavrını Belirleme Yetisi

Toplama kampında gözlemlerini aktarmaya devem eden Dr. Viktor Frankl, toplama kampındaki şartların tutuklunun ayaklarının altındaki zemini çektiğini ifade etmektedir. Böyle ortamlarda, yaşamda bilinen tüm hedefler uçup gider. Geriye bir şey kalır sadece: “İnsan özgürlüklerinin sonuncusu” yani “kişinin belli bir durum karşısında kendi tavrını belirleme yetisi”

Toplama kampındaki tutuklular sadece sıradan insanlardı. Bunlardan bazıları, yaşananlardaki acı için, “çektikleri acıya değdiğine” karar vererek, insanın kaderdeki kederini, yine kaderdeki anlamlı, dingin bir sevince dönüştürüyordu. Karamsar düşünce dünyasındaki insanlardan farklı olarak Dr. Frankl inancı önemsiyordu.

İnsanların başına gelen olumsuz görünen olaylarda bir eşik değeri vardır. Bu eşik değeri “çekilen acıya değer” diyebilmektir. Bu eşik değerinden ötede sihirli, rengarenk güzel bir dünya vardır. İnsan kontrol edemediği bir çok dış tesirin ve olayın etkisinde kalabilir. Ama her ne olursa olsun kendisine karşı davranışını kendisi belirler. Kaderi ile barışıksa kederli olmaz, kendini yıpratmaz. Kaderi ile pençeleşirse o pençeler kadere bir şey yapmaz kendini parçalar.

İnsanları yerinde durdurmayan hareket ettiren en büyük etken “arayış duygusu” dur. O hep bir şeyler arar durur. Ne aradığını tam bilemez, bununla birlikte yine de arar. O içindeki arayış duygusunu hep doldurmaya bakar. Buldum dediği anda bulamadığını, bulamadım dediği anda ise arayışını sürdürür. En önemli gerçek ise bu arayışının bitmesi halinde kendisinin de bitmesidir. O nedenle arayışımızı sürekli hale getirmek durumundayız. Doğu felsefesinde olan ‘hep yolda’ olma konusu bu açıdan da düşünmeye değer.

Herkesin öz benliğinde hissettiği kavurucu sorun budur. Yaşamın en acınası durumunda bile potansiyel çok güzel anlamlar taşıdığını bilmek ve bunun için arayışta bulunup yolda olmak. Çözüm bu olsa gerek.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir