Zorluklar: Bekçiden Kaçan Aşık

HİKAYE:

Bekçiden Kaçan Aşığın Bir Bağa Girmesi ve Sevgilisini Orada Görmesi

Aşığın biri bir bekçiden korkarak kaçıp bilmediği bir bağa girdi.! Meğer aşık olup aşkıyla tam sekiz yıldır yanıp tutuştuğu sevgilisi o bağdaymış.

Âşık o sevgilinin gölgesini bile görmeye imkân bulamıyordu. Ancak Zümrüdüanka’yı duyar gibi onun da vasfını işitmekteydi. Kazara nasılsa onu, bir kerecik görmüştü, o ilk görüşte ona vurulmuş, ona gönül vermiş gitmişti. Ondan sonra ne kadar çalıştı çabaladıysa o sert huylu dilber, bir türlü mecâl vermemiş, bir türlü kendisini göstermemişti.

Ne yalvarmanın bir çaresi olmuştu, ne mal, mülk vermenin… o fidan sevgilinin gözü toktu, tamahı yoktu! Allah, her hüner ve sanata, her dilenen ve istenen şeye âşık olan kişinin dudağını, ilk önce o şeye dokundurur, ona lezzeti tattırır… Ondan sonra âşıklar, o lezzetle, dileklerini aramaya koyuldular mı her gün önlerine bir tuzak çıkarır, ayaklarına bir bağ vurur! Aramayıp taramaya giriştiler mi “hele nikâh parasını getir bakalım” diye kapıyı kapar. Âşıklar da, o ümitle döner dolaşır, koşarlar… Her an ricaya düşerler, her an ümitsizliğe kapılırlar.

Herkesin, bir şey elde edeceğim diye bir ümidi vardır… nihayet bir gün olur, ona bir kapı da açarlar. Açarlar ama hemencecik yine o kapıyı örterler. O kapıya tapan, oraya ümit bağlayan kişi de ümitlenir, o ümitle ateş kesilir, işe girişir! O genç de hoş bir halde o bağa girince ansızın ayağı defineye batıverdi! Allah bekçiyi sebep etti… bekçi korkusundan geceleyin koşa koşa bağa girdi, sığındı da, Bağdan geçen ırmağa yüzüğünü düşürmüş olan sevgilisinin elinde bir fener, yüzüğünü aramakta olduğunu gördü.

O anda neşesinden Allah’ya şükürler ederek bekçiye hayır dualarda bulunmaya başladı: “Bekçiden huylanıp kaçtım, ziyanlara girdim, ama yarabbi, sen onun yirmi misli altın ve gümüşü onun başına saç! Onu, kötü kişilerin şerrinden kurtar… ben nasıl neşelendiysem onu da sen neşelendir! Onu bu âlemde de mesut et, o âlemde de… Onu kötülükten, köpeklikten kurtar! Allah’m, gerçi o kötü kişinin huyu daima halkın belasını istemektir. ( ama yine sen onu koru).

KONUYU AÇAN MESNEVİ SÖZLERİ:

  • Ne olursa olsun, kötü ve istenmeyen bir şey bile olsa değil mi ki sana kılavuzluk etti,sevgiline ulaştırdı, sevimlidir, dosttur!
  • Deri ilaçlarla belalara uğrar da Taif derisi güzel bir hale gelir. Yoksa ona o acı ve keskin ilaçlar sürülmeseydi pis pis kokar, berbat bir hale gelirdi. İnsanı da tabaklanmış deri say.
  • Allah bir zahmet verirse ona sabret, ona razı ol! Çünkü dosttan gelen bela, sizi temizler…O’nun bilgisi, sizin tedbirlerinizden üstündür.

TEMEL AMAÇ:

Hayatta karşılaşılan zorluk ve sıkıntıların “ Olur ki, siz bir şeyden hoşlanmazsınız da o şey hakkınızda hayırlıdır; bir şeyi seversiniz ama, o şey ise hakkınızda şerlidir. Allah bilir, siz bilmezsiniz.” (Bakara Süresi 216) ayeti çerçevesinde açıklamak.

GENEL AÇIKLAMA:

Her insan hayatında mutlu ve huzurlu bir şekilde yaşamak ister. Bu durumunda sürekli olmasını arzular. Bunun için çalışır, bunun için eğitim alır ve bunun için gerekli bedelleri ödemek ister. Bunları yapmasına yapar ama ödemesi gereken bedelin bir iradi bir de kendi iradesini aşan boyutları vardır. Kendi iradesi ile yaptığı zaten kendi tercihidir. İradesini aşan boyutta ise karşılaştığı zorluk ve sıkıntılarda aldığı tavır ona yine arzusunu ya yerine getirtecek ya da uzaklaştıracaktır.

Hayatta karşılaştığımız sıkıntınlar konfor ve rahatlık içinde çürümemizi engeller. Çünkü yeknesaklık, ve rutin hayatımızı yavaş yavaş felç eden en büyük tehlikelerdir. Bununla birlikte insan doğuştan insan olarak doğmamıştır. İnsan esasen “potansiyel insan” olarak doğup sınırlarını zorlaması istenen bir varlıktır. Ne zaman ki tekdüzelik onun hayatına girer ve kendini yenileme fırsatlarını bir türlü oluşturamaz o zaman İlahi iradenin yardımı yetişir zahmet ve sıkıntıları gönderir. Bir tür bunlar Yaratıcı’nın memurları gibidir.

O irade insanı zorluklara karşı tasarlamıştır. Zorluk ve sıkıntılar insanın önünde duvar gibi duruyor. Duvarın geçilmeye çalışılması durumunda ancak insan potansiyellerini ortaya çıkarabiliyor. Ve aşılan her duvar bir sonraki için daha güzel kapılar açılmasına vesile oluyor. Öncelikle karşılaşılan hendeklerin, duvarların aşılmaya çalışılması ve sürekli bitmeyen bir serüvene girdiğimizi bilmemiz gerekmektedir. Nietzsche’nin deyimindeki gibi “seni öldürmeyen seni güçlü kılıyor”.  Ve yine bu büyük filozof’un şu sözü de tarihe adanmış bir sözdür;

“En derin yaralarla başlar en derin gülücükler. En yüksek uçurumlardan düşerken öğrenirsin uçmayı. En derin denizlerde boğula boğula becerirsin tek bir nefesle yaşamayı…”

Zihnimizi zorlayan düşünceler ve problemeler nasıl ki beynimizdeki hücrelerde daha çok bağlantı oluşturup bilgiye dönüştürüyorsak, vücudumuza mikrop girdiğinde bağışıklık sistemimiz nasıl ki bu zararlı varlıkları tespit edip güçlenip daha güçlü oluyorsak, hayatımızdaki sıkıntılar karşısında direnç gösterip, ölçülü davranmaya devam edebilirsek mevcut potansiyelimiz daha çok ortaya çıkıp tecrübe haline geliyor. Esneklik kabiliyetimiz ve bakış açımız güçleniyor.

Mevlana mesnevinin başka bir bölümünde Porsuk hayvanından bahseder. “Porsuk dayak yedikçe şişmanlar ve semirir. Ona sopayı vurdukça iyileşir, semirir ve büyür. İşte müminin canı da hakikaten bir porsuktur. O da zahmet ve meşakketlerle kuvvetlenir semirir. O yüzden Peygamberler eziyetlere, zahmetlere uğradılar, onların çektikleri zahmetler bütün cihan halkının çektiği zahmetlerden fazla idi” demektedir. En son şunu ekler “Çünkü Peygamberin canları, bütün canlardan daha büyük ve daha üstündür”

Bu nedenle inanmış insanlardan, nasıl ki her şeyden emin olunması ve ümitsizliği istenmez, orta bir yol istenir. Bu nedenle karşılaşılan sıkıntılar ve zorluklarda ümidini kaybetmeden orta bir yol üzere olmak iyidir. O nedenle tasavvuf büyüklerinden birisi olan Ahmed Amiş Efendi’nin “Bir şeyin olup olmaması arasında sence bir fark mevcutsa, nakıssın, tamamlanmaya çalış” ve “Çalışma ile olmaz, çalışmadan da ol-maz.” der. Ve aslında hiç yıpranmamanın ipucunu gösteriyor bizlere. Ne güzel uygulayabilene…

 

O halde Niyazı-i Mısri ile bitirelim;

Dermân arardım derdime derdim bana dermân imiş,

Bürhân  sorardım aslıma aslım bana bürhân imiş.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Araç çubuğuna atla